Sanat Üzerine


Daha önce sanat üzerine yazdığım birkaç makalede meselenin günümüz bakış açısıyla ulaştığı evreyi izah etmeye çalışmıştım. Bugün bir görsel üzerinden sanat eserini anlama üzerine ek birkaç şey yazmak istiyorum.

Çok kabaca; Aydınlanma öncesi sanat, Tanrısal olandan ders/ibret alınması ve/veya gösterilmesi/anlatılması için yapılan bir faaliyetti. Romantizm ile Tanrısal olandan çıkıp doğaya ve insana yönelen sanat artık dünyanın; çok genel bir ifade ile, simülasyonunu üretmeye başladı. Gelişen düşünce akımları sanatın yön ve biçimini belirlerken doğanın simüle edilme biçimi de zamanla değişti. Sonunda Jackson Pollock soyut resmin doğadan geldiğini söyleyen birine şu cevabı verdi, “Ben doğayım”. Artık Tanrısal veya değil, insan ya da doğa ile bağlı kalmadan, sadece zihnin – Sürrealiste göre gerçek üstünün – otomatizm yaklaşımı ile ürettiği şey yeterliydi. Gözlem yapan bir taklitçi – burada Tanrı kavramına atfen kullandım – olmaktan çıkıp bizatihi kendimizi ortaya çıkarıyorduk. İlk bakışta ve belki felsefi olarak, güzel görünebilir fakat sorunun temeli tam buradadır. Yukarıda eklediğim resme bakarsanız, Theo Van Dusenberg inek figürünün soyut resim içinde nasıl çizilebileceğini resmetmiştir. Gelişim sürecini bir kenara bırakıp son kareye baktığımızda ya da onu bir ziyaretçinin karşısına koyduğumuzda anlayacağı şey tam olarak nedir? Resim yeteneği olmayan sıradan birini aynı eseri “üretmekten” alıkoyan nedir? Sanatçının kim olduğunu bilmeden eser tek başına ne anlatır? Bence hepsinden önemlisi son sorudur ve cevabı hiçbir şeydir. Çünkü eseri üreten kişinin piyasada pazarlanan imajını bir kenara koyduğunuzda ortada size bir şey anlatan hiçbir şey yoktur.

Peki elde edeceğimiz açıklama nerede? Ortada gerçekten bir eser yoksa elimizde var olan, müzayedelerde onlarca milyona satılan, insanların koleksiyon için topladığı şeyler ne? George Dickie 60’larda bunu ifade etti. Sanat Dünyası dediğimiz şey sanatçılar, küratörler, koleksiyoncular, eleştirmenler ve sanatla ilişkili kişiler tarafından oluşturulmuş bir sosyal ağ. Eğer bu ağ bir şeye sanat diyorsa o sanattır. Bu kadar basit. Elinizde var olan şeyin değeri bizatihi tuttuğunuz şeyden gelmiyor. Ortada bir Mona Lisa tablosu yok, örneğin sekiz daireden oluşan ve aslında toplumun birbirinden uzaklaşmış o derin yalnızlığını ifade eden resim var. Sanatçı size bunu söylüyor ve ait olduğu ağ eserine değer biçiyor. O halde gördüğünüz şey bir sanat eseri. Bu kadar…

Önceki yazı

Umarsız Kelimelerin Çığlığı (Sonbahar Versiyon)

Sonraki yazı

Sessizler (1.Bölüm)

Yorum yap

Leave a Comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir